Dünya Barış Günü

Gün geçtikçe dünyamızın kendisine olan mesafesinin arttığını görmekteyiz. Ülkeler adına hükmedenlerin sahip oldukları gücü kötüye kullanmakta tereddüt etmedikleri günlere şahit oluyoruz. Silah ve ekonomi gücü olan ülkelerin bu tutumları ve hiçbir meşru zemine oturmayan saldırgan tavırları ya da saldırganlıklara olan duyarsızlıkları Dünya Barış Günü’nde kara bir leke olarak insanlık vicdanını yaralamaya devam ediyor.
Birleşmiş Milletler nezdinde güvenlikten sorumlu konseyde ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’nın veto yetkisine sahip oluşu, Almanya, Japonya’nın da bu yetki için talepkarlığı ve ileriki tarihlerde diğerlerine nispeten güçlü durumda olan dünya devletlerinin de bu tarz ayrıcalıklar talep edecek oluşu gerçeği ile adaletsizlik üzerine kurulu bir güvenlik ve barış düzeni hakim kılınmaya çalışılmaktadır.
Adaletsizlik üzerine kurulu düzen yanında güçlü olan ülkeler, hukuk anlayışlarını bozmakta da tereddüt etmemekteler. Hukuk düzenlerinin üzerinde hemfikir olduğu “Meşru Savunma” kavramının menşei bozularak ve sınırları aşılarak, hakka tecavüz, saldırganlık halini almakta ve önleyici saldırı adı altında Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi insanlık ayıbı halini almaktadır.
Hukukun evrensel kuralları, yaşam hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, saldırgan yorumlara kurban edilmektedir. Dünyanın bir çok yerinde masum, sivil insanlar doğrudan silah ve bombaların hedefi olmakta ve öldürülmekteler. ABD, tüm dünyayı müdahale yetkisine açık görerek insanları dünyanın başka ülkelerinden alarak götürdüğü Guantanamo’da tutmaktadır. İngiltere, ülkesinde İngiliz olmayanları yargılama yapmaksızın süresiz gözaltında tutmaktadır. İngiliz Yüksek Mahkemesi geçtiğimiz günlerde verdiği bir kararla işkence yapılarak alınan ifadeleri salt İngiltere dışında alınmış olduğu için delil kabul ederek insanlık onuru ile bağdaşmayan bir karara imza atmıştır.
Dünyanın bir çok ülkesinde insanlar inançlarını özgürce yaşayamamaktalar. Saldırgan yorumlar burada da işlevini üstlenmiştir. Fransa’nın dini nitelikli takı ve giysilerle özellikle başörtüsüyle ilgili aldığı son kararlar yine Almanya’daki eyalet uygulamaları gibi. Yine bir çok ülkede azınlık durumundaki insanlar, salt bu nedenle baskı görmekteler. İnsanlar hala renklerinden ve dillerinden dolayı ayrımcılığa maruz kalmakta, baskı görmekteler.
Yukarıda anılan ve benzeri uygulamaları yapan ülkeler, kısa vadeli çıkarları uğruna hukuku ve dünya barışını bozmaktadırlar. Bu uygulamalara karşı mücadele edenler de çoğunlukla adaletin, barışın korunması ve hukuk içinde kalma kaygısı taşımaktalar. Ne yazık ki güçlü olduğu noktada kimse hukuk dışına çıkmakta tereddüt etmemekte.
İster bir ülke adına, ister ise küçük bir grup veya birey adına güç kullanımı konusunda amaçların haklılığı, yönetmelerin de doğrudan haklı ve meşru olduğunu göstermez. Kimi gruplar silah kullanmayan, sivil insanları rehin alma ve öldürmenin bedeli olarak başka ülkelerdeki hak ihlallerinin düzeltilmesini istediklerini ifade etmekteler. Irak’ta direnişçiler, Fransız gazeteciler George Malbrunot ve Christian Chesnot’u Fransa’da uygulanan başörtüsü yasağının kaldırılmaması halinde ölüm tehdidi altında tutmaktalar. Şoför olarak çalıştığı için öldürülen sivil Murat Yüce ve diğer masum siviller hatırlandığında durumun vehameti bir kez daha gözler önüne serilecektir.
Yukarıda anılan manzara karşısında Dünya Barış Günü’nde kendimizi iyi hissedemiyoruz. Ancak barışı bozan anlayışlara karşı çok güçlü bir şekilde gelişen duyarlık ve hassasiyet insanlık adına güzel gelişme olarak çirkinliğe meydan okumakta. Irak’ın işgali sürecinde dünyanın dört bir yanında bunun örneklerini gördük. Barış artık somut olarak duyulan bir istek. Elbette bu duyarlılıkların kurumsal ve yönetimsel karşılıkları da gelişmelidir. Bunun için çok temel hukuk ilkelerinin göz önünde tutulması gereği açıktır.
Bugün itibariyle uluslar arası mekanizmalarda riayet edilmeyen eşitlik ve adalet ilkelerine bir an önce hayat verilmelidir. Bundan sonra ise, uluslar arası hukukun bir şekil olarak kabulünden vazgeçilmeli ve olması gerektiği gibi ahlaki boyut kazanması için gereği yapılmalıdır. Ahlaki temeli bulunmayan bir zeminde uluslar arası hukuk mekanizmasını işletenlerden hiçbir zaman emin olamayız. Gözyaşı, kan ve işgal yerine gerçek barış ve adaletin her karış toprakta hakim olduğu bir dünya temennisiyle Dünya Barış Gününü kutluyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir